Seyahatlerim ve yaşam tarzım...

  • Zeynep

Saygı Görmek Kaç Beğeniye Bedeldir?

Selamlar,


bugün sizlerle bir sanatçı değil, bir sanat ürününü konuşalım dedim. Sanat eseri denilince akla ilk gelenin resim ve ya müzik olmaması gerekir. Mesela, sinema filmleri ve diziler. Tabi başarılı yönetmenler tarafından çekilmiş anlamlı yapıtlardan bahsediyorum.


"Sanat sanat için mi olmalıdır, yoksa toplum için mi?". TM okumuşlar ve ya eşit ağırlık öğrencisi olanlar daha iyi anlarlar. Bu konu hakkından yapacak çok yorumum yok, çünkü sanatçının amacına göre değişen öznel bir durum. Bugünkü konum, amacı topluma hizmet eden bir dizi: Black Mirror. Bana ilham veren ve kaynak olan makale ise Şenay Tanrıvermiş'in Masa Dergisi'nde Black Mirror üzerine yazdığı yazıdır. Tanrıvermiş, bu muhteşem diziyi "gerçekten"ten daha gerçek ve süprizi, şoku bol olarak tanımlar, metinde kullanılan üslubun da metaforik bir anlatım biçimi olduğunu söyler. Sahiden de Black Mirror her ne kadar gelecek temalı olsa da izlerken bir bilimkurgu havası yaratmıyor. Gerçekliğin sanal yaşantıyla iç içe geçmesi durumu başarısını bu konuda gösteriyor bence.


Benim en sevdiğim bölümlerden biri "Black Museum" oldu. Dizi, iç içe geçmiş bir yapıya sahip olduğu ve her katmanında bizi ayrı bir sürprizle karşılaştırdığı için spoiler vermekten çekiniyorum. Bu sebeple yalnızca izlemenizi rica ediyorum. Ayrıca, makalede bahsi geçen 2. sezonun 1. bölümünü de öneririm. Bir söz vardır ya "Olan ölene değil, kalana olur" diye, kaybedilenin arkasından duyulan acıya bile bir çözüm buluyor dizide kurgulanan dünyada. Tabi bu iyi midir, kötü mü, yorumu izleyiciye bırakılıyor. Dizinin sonunda kapkara bir ekran çıkıyor ve bu birkaç saniye boyunca size kendinizle başbaşa kalıp düşünmek için zaman tanınıyor adeta.


Black Mirror, hızla gelişen tekonolojinin karşısında modernleşen topluma yönelik bir eleştiri olarak karşımıza çıkar. Kapitalist düzenin bir kölesi haline gelen bireyler ve sürekli güncellenen sosyal medyanın kişiler üzerindeki etkisi dizinin ana unsurlarındandır. Diziyi izlerken gerçekler tokat gibi çarpıyor yüzümüze, kendi gerçekliğimizi sorguluyoruz. Örneğin, makalede yer alan "... beğeniler oranında toplumda sosyal statü ve toplumsal hiyerarşide pozisyon kazananların başarısı sanal mıdır, gerçek midir?" sorusu günümüzde de var olan bir meseleden yol çıkılarak sorulmuştur bence. Sonuçta en fazla ve en güzel paylaşımları yapan, sosyal medyada gündemden kopmayan kişiler saygın bireyler olarak anılıyor. Peki böyle kişiler gerçek yüzleri, sesleri ve davranışlarıyla karşımızda olduklarında da bu başarı geçerli midir? Yoksa bütün büyü silinip gider mi?

... tehlikenin yakın ve büyük olduğu sarsıcı bir dille anlatılır. Hem de eleştirdiği sistemi, sistemin aygıtlarını kullanarak kendi çıkışsızlığını ve determinist yapıyı bir kez daha inşa ederek. Mc Luhan'ın "Kıyıya vurmadıkları sürece balıklar suyun farkında değildirler" sözünü hatırlatması ise neredeyse mesajları ispatlar. (Tanrıvermiş, Geleceğe Işık Tutan Ayna "Black Mirror, 2018)

Tanrıvermiş, makalesinde Black Mirror'ın evrenseliğine de değinmiştir. Dizi, size öyle bir kurgu sunuyor ve kendinizi sorgulamanıza yola açan o kadar çok olgu veriyor ki kendinize de yabancılaşıyorsunuz. Kendilerini bir başkası gibi görmeye başlayan izleyicilerin ortak bir yönü olmasını sağlıyor bu yabancılaşma durumu.


Black Mirror hangi dile çevrilirse çevrilsin, kendi dilinizi yabancı gibi yaşıyorsunuz duygusunu uyandırır. (Tanrıvermiş, Geleceğe Işık Tutan Ayna "Black Mirror", 2018)

Fark ettiyseniz Instagram, Facebook, Twitter gibi medya uygulamaları türedikçe telefonda geçirdiğimiz vakit de buna paralel olarak artıyor. Bütün gün telefon başında sayfa güncellemekten kendi hayatımıza odaklanamıyoruz. Buna ben de dahilim. Geceleri yatağa yattığımda yaptığım şey odamın tavanındaki cama bakıp yıldızları saymak, hayal kurmak olabilirdi ama ben saatlerce telefona bakmayı tercih ediyorum. İşin en umutsuz tarafı ise yaptığımın zaman kaybı olduğunu bilmeme rağmen bunu yapmaya devam etmem ki bu durumda sosyal medya bağlımlılığı devreye giriyor, kendisi apayrı bir konu. Anlatmaya çalıştığım olay, yaşan değil izleyen seyirciye dönmenin acısı olarak nitelenmiş makalede. Sonuçta hepimiz medyayı bir kenara bırakıp yaşamda sürüklenmek istiyoruz, ama elimizde değil yapamıyoruz. Bu yüzden de acı çekiyoruz.


Bu dizi hakkında konuşulacak bir ton şey daha var. Hatta yalnızca tek bir bölümü için sayfalarca tez yazılabilir. Eğer izlemediyseniz açın izleyin derim, atlanacak gibi değil. Bol sanatlı günler, kendinize iyi bakın!



0 görüntüleme
  • Grey YouTube Icon
  • Grey Pinterest Icon
  • Grey Instagram Icon
This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now